Şirket Kanuni Temsilcilerinin Vergi Borçlarından Sorumluluğu

Şirket Kanuni Temsilcilerinin Vergi Borçlarından Sorumluluğu
GİRİŞ

Çalışmamızda öncelikle kanuni temsilci kavramı üzerinde kısaca durulduktan sonra 14/02/2011 tarih ve 27846 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde şirket türleri itibariyle kanuni temsilcilerin kimler olduğu irdelenecek, sonrasında da 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi ile 6183 sayılı Amme Alacakların Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesi uyarınca kanuni temsilcilerin idarecisi oldukları şirketlerin vergi borçlarından sorumluluğu konusunda açıklamalar yapılacaktır.

I- KANUNİ TEMSİLCİ KAVRAMI

Temsilci kavramı, Türk Dil Kurumu sözlüğünde; hak ve görev bakımından birinin veya bir topluluğun adına davranan kimse, mümessil olarak tanımlanmış olup, buradan hareketle kanuni temsilci ifadesi de, kanun koyucunun yasalarla kendisine bir gerçek veya tüzel kişi adına ve hesabına hareket etme yetkisi verdiği kişi olarak tanımlanabilir.

II- 6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU’NDA SAYILAN ŞİRKET TÜRLERİ İTİBARİYLE KANUNİ TEMSİLCİLER

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 124. maddesinde ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketi olarak sayılmıştır.
Söz konusu ticaret şirketlerinin kanuni temsilcileri (yöneticileri) şirketlerin düzenlendiği bölümlerde ayrı ayrı belirtilmiş olup, bunlara kanundaki sıralama itibariyle baktığımızda;

A- Kollektif Şirketlerin Kanuni Temsilcileri:

Kollektif şirket, bir şahıs şirketi olup, 6102 sayılı Kanun’un 218. maddesi uyarınca genel olarak ortaklardan her biri, ayrı ayrı şirketi yönetme hakkına ve görevine haizdirler. Ancak, şirket sözleşmesiyle veya ortakların çoğunluğunun kararıyla yönetim işleri ortaklardan birine, birkaçına veya tümüne verilebilir.
Yönetim işleri şirket sözleşmesiyle bir ortağa verilmiş ise, onun yönetim hak ve görevi diğer ortaklar tarafından sınırlandırılamayacağı gibi kendisi görevden de alınamaz. Ancak, haklı sebeplerin varlığında, ortaklardan birinin istemi üzerine, mahkeme kararı ile yönetim hak ve görevi sınırlandırılabilir veya geri alınabilir.

B- Komandit Şirketlerin Kanuni Temsilcileri:

6102 sayılı Kanun’un 304. maddesinde komandit şirket; ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan, şirket alacaklılarına karşı ortaklardan bir veya birkaçının sorumluluğu sınırlandırılmamış ve diğer ortak veya ortakların sorumluluğu belirli bir sermaye ile sınırlandırılmış olan şirket olarak tanımlanmış, sorumluluğu sınırlı olmayan ortaklara komandite, sorumluluğu sınırlı olanlara ise komanditer dendiği belirtilmiştir.
Komandit şirketler komanditeler tarafından yönetilirler. Komanditerler, şirket işlerini görmeye görevli ve yetkili olmadıkları gibi, yönetim hakkını haiz kişilerin yetkileri içinde yaptıkları işlere bazı istisnalar dışında itiraz da edemezler.
6102 sayılı Kanun’un 318. maddesi gereğince komandit şirketler, kural olarak, komandite ortaklar tarafından temsil edilirler. Komanditer ortaklar, ortak sıfatıyla şirketi temsile yetkili olamazlar. Ancak, şirket sözleşmesinde aksine hüküm bulunmamak şartıyla, komanditer ortak ticari mümessil, ticari vekil veya seyyar tacir memuru olarak atanabilir.

C- Anonim Şirketlerin Kanuni Temsilcileri:

Anonim şirket, bir sermaye şirketi olup, 6102 sayılı Kanun’un 329. maddesinde; sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirket olarak tanımlanmıştır.
Anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur. Anılan Kanun’un 365. maddesi uyarınca anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur.
Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir.
6102 sayılı Kanunun 370. maddesine göre temsil yetkisi, esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. Ancak en az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır.

D- Limited Şirketlerin Kanuni Temsilcileri:

6102 sayılı Kanunun 573. maddesinde; limited şirketin, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulacağı, esas sermayesinin belirli olacağı ve bu sermayenin esas sermaye paylarının toplamından oluşacağı hükme bağlanmıştır.
Yine anılan Kanun’un 623. maddesi uyarınca şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenecektir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. Ancak en azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir. Şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler.
Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler. Şirketin birden fazla müdürünün bulunması hâlinde, bunlardan biri, şirketin ortağı olup olmadığına bakılmaksızın, genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanır.

E- Kooperatiflerin Kanuni Temsilcileri:

1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 1. maddesi kooperatifi; tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını iş gücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklık olarak tanımlamıştır.
Aynı Kanun’un 55. maddesinde de yönetim kurulunun, kanun ve ana sözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organı olduğu, yönetim kurulunun en az üç üyeden kurulacağı ve bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmalarının şart olduğu hüküm altına alınmıştır.
Anılan Kanun’un “Yetkilerin Devri” başlıklı 58. maddesinde ise; ana sözleşmenin, Genel Kurula veya Yönetim Kuruluna, kooperatifin yönetimini ve temsilini kısmen veya tamamen kooperatif ortağı bulunmaları şart olmayan bir veya birkaç müdüre veya Yönetim Kurulu üyesine tevdi etmek yetkisini verebileceği belirtilmiştir.

III- KANUNİ TEMSİLCİLERİN TEMSİLCİSİ OLDUĞU ŞİRKETİN VERGİ BORÇLARINDAN SORUMLULUĞU
A- Kanuni Düzenlemeler:

Kanuni temsilcilerin temsilcisi bulundukları şirketin vergi borçlarından dolayı sorumluluğuna gidilmesi konusunda hem 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda hem de 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da düzenleme bulunmaktadır.

1- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’ndaki Düzenleme

213 sayılı Kanun’daki düzenleme anılan Kanun’un “Kanuni Temsilcilerin Ödevi” başlıklı 10. maddesinde şu şekilde yer almaktadır.
“Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.
Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye’de bulunmayan mükelleflerin Türkiye’deki temsilcileri hakkında da uygulanır.
Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler.
Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz.”

2- 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’daki Düzenleme

Konuyla ilgili diğer yasal düzenleme ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesinde bulunmaktadır.
Anılan maddede; tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği, bu madde hükmünün, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanacağı, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı, temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessillerin, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilecekleri belirtilmiştir.
Bahis konusu maddeye 06.06.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 4. maddesiyle eklenen fıkralarda da; amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağı ve kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümlerin, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Vergi ile ilgili kanunlardaki bu düzenlemeler dışında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda da benzer hükümler bulunmaktadır. Örneğin;
Kollektif şirketlerle ilgili 236. maddede yer alan; “Ortaklar, şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı müteselsilen ve bütün malvarlığı ile sorumludur. Şirkete yeni giren kişi, girme tarihinden evvel doğmuş olsa bile, şirketin borçlarından ve taahhütlerinden diğer ortaklarla birlikte müteselsilen ve bütün malvarlığı ile sorumludur. Birinci ve ikinci fıkralara aykırı olarak sözleşmeye konan şartlar, üçüncü kişiler hakkında geçerli olmaz.” hükmü ve
Komandit şirketle ilgili 325. maddede belirtilen; “Şirketin varlığı şirket alacaklılarına yetmeyecek olursa, bu alacaklılar geri kalan alacaklarından dolayı komanditelerin kişisel mallarına başvurabilirler.” hükmü gibi.

B- Sorumluluk Şartları

Yukarıda alıntısı yapılan kanuni temsilcilerin temsilcisi bulundukları şirketin vergi borçlarından sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler incelendiğinde birbirlerine paralel hükümler içermekle beraber, sorumluluk hukuku yönünden, 213 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesinde temel bir farklılık göze çarpmaktadır.
213 sayılı Kanun’un 10. maddesine göre kanuni temsilcilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için, kanuni temsilcilerin ödevlerini yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı bir alacağın bulunması gerekirken, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinde, kanuni temsilcilerin herhangi bir kusuru aranılmaksızın, şirketlerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, kanuni temsilcilerin mal varlıklarından tahsil edileceği belirtilmiştir.
Buna göre, 213 sayılı Kanun’da “kusurlu sorumluluk”, 6183 sayılı Kanun’da ise “kusursuz sorumluluk” halinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Ancak, her iki yasal düzenleme açısından kanuni temsilcilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için;

1- Öncelikle kişinin “kanuni temsilci” sıfatına haiz olması
2-Amme alacağının asıl borçlu şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin

anlaşılması gerekmektedir.

1- Kanuni temsilci sıfatına haiz olması

İlk şartla ilgili olarak 6102 sayılı Kanun’daki hükümler çerçevesinde olaya bakıldığında;
Kollektif şirketlerde; yönetim işleri şirket sözleşmesiyle bir ortağa verilmemiş ise, tüm ortakların, verilmişse yetkilendirilen ortağın,
Komandit şirketlerde; komandite ortağın,
Anonim şirketlerde; esas itibariyle yönetim kurulu üyelerinin tamamının, şirket ana sözleşmesine hüküm konulmak şartıyla ve yönetim kurulu kararıyla, yönetim kurulu üyelerinden yetkilendirilen üyenin,
Limited şirketlerde; şirket sözleşmesi ile müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağın veya tüm ortakların ya da en azından bir ortağın da temsil yetkisi bulunmak şartıyla üçüncü kişilerin,
Kooperatiflerde ise; ortaklardan kurulan ve en az üç kişiden oluşan yönetim kurulu üyelerinin, kooperatif ana sözleşmesinde hüküm bulunmak şartıyla genel kurul veya yönetim kurulu kararıyla kooperatif ortağı olması şart olmayan bir veya birkaç müdürün veya Yönetim Kurulu üyesinin,
kanuni temsilci sıfatı bulunmaktadır.
Şirket türleri itibariyle belirtilen bu kanuni temsilcilerin şirket borçlarından sorumlu tutulabilmeleri için salt kanuni temsilci sıfatının bulunması yeterli olmayıp, asıl borçlu şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının doğduğu (vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği) veya ödenmesi gerektiği dönemde bu sıfata haiz olmaları gerekmektedir. Yani tahsiline çalışılan kamu alacağının doğduğu veya ödenmesi gereken tarihte kanuni temsilci sıfatı bulunmayan bir kişiden amme alacağının tahsili mümkün değildir.

2- Amme alacağının asıl borçlu şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması

Kanuni temsilcilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için ikinci şart da amme alacağının asıl borçlu şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmasıdır.
Sorumlulukla ilgili bu ikinci şart incelendiğinde, amme alacağının öncelikle asıl borçlu şirketten tahsili yoluna gidilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Çünkü, borç ayrı bir tüzel kişiliği bulunan şirketin borcudur. Bunun için ilk olarak beyan üzerine tahakkuk eden bir amme alacağı yoksa, şirket adına ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen amme alacağına ilişkin bir “ihbarname” düzenlenip 213 sayılı Kanun’un 93-109. maddeleri arasında düzenlenen tebliğe ilişkin hükümler doğrultusunda usulüne uygun olarak şirkete tebliği gerekmektedir.
Şirket adına bir ihbarname düzenlenip usulüne uygun olarak tebliğ edildikten sonra bu amme alacağına karşı dava açılmazsa vergi idaresince talep edilen alacak tahakkuk ettirilip bir tahakkuk fişi düzenlenecektir.
Vergi idaresince tarh ve tahakkuk ettirilip süresinde ödenmeyen amme alacağı için artık tahsil safhasına geçilecek ve bunun için öncelikle asıl borçlu şirket adına 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 55. maddesi uyarınca bir “ödeme emri” düzenlenip yine 213 sayılı Kanun’un 93-109. maddeleri arasında düzenlenen tebliğe ilişkin hükümler doğrultusunda usulüne uygun olarak şirkete tebliğ edilecektir.
Ödeme emri tebliğine rağmen ödenmeyen amme alacağı için “haciz” aşamasına geçilecektir. Bunun için de, asıl borçlu şirketin bankalar, tapu müdürlükleri, trafik tescil müdürlükleri ve belediyeler gibi kurum ve kuruluşlar nezdinde taşınır ve taşınmaz mal varlığı bulunup bulunmadığına ilişkin araştırma yapılmalıdır.
Yapılan araştırma üzerine herhangi bir mal varlığına rastlanırsa haciz tatbik edilip satış yoluna gidilecek, herhangi bir mal varlığı bulunmaz ya da borcu karşılayacak miktarda mal varlığına rastlanamazsa artık şirketin kanuni temsilcileri takip edilebilecektir. Burada amme alacağının tamamen veya kısmen “tahsil edilememesi” halinin yanında “tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması” durumunun da kanuni temsilcilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için yeterli olduğu görülmektedir.

SONUÇ

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde şirket borçlarından şirketin kanuni temsilcilerinin sorumlu tutulabilmesi için, öncelikle tahsiline çalışılan amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gereken dönemde kişinin 6102 sayılı Kanun’da belirtilen şirket türleri itibariyle şirketi temsil yetkisi bulunması gerekmekte, sonrasında ise asıl borçlu şirket adına ihbarname ve ödeme emri düzenlenip usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen ödenmeyen amme alacağının yapılan mal varlığı araştırmasıyla şirketten tamamen ve kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gerekmektedir.

54321
(0 votes. Average 0 of 5)
Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir