Vergi Yargısı Kararları Işığında Gayri Faal Mükelleflerin Vergi Mükellefiyetinin Resen Terkini

Vergi Yargısı Kararları Işığında Gayri Faal Mükelleflerin Vergi Mükellefiyetinin Resen Terkini
GİRİŞ

Çalışmamızda öncelikle vergi mükellefinin tanımı kısaca yapıldıktan sonra mükellefiyetin başlama ve sona ermesinde genel kuralın ne olduğu belirtilecek, sonrasında ise gayri faal mükelleflerin mükellefiyetin vergi idaresince resen terkini ve buna ilişkin birkaç Vergi Mahkemesi ile Danıştay kararı üzerinde durulacaktır.

I- Vergi Mükellefi 

Mükellef, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 8. maddesinde; “vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüp eden gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır.

Bu tanıma göre vergi mükellefi, meri vergi yasaları gereğince kendisine vergi borcu düşen gerçek veya tüzel kişiler olup, vergi türleri itibariyle değişiklik göstermektedir.

Örneğin katma değer vergisinde verginin mükellefi; mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanlar, ithalatta mal ve hizmet ithal edenler, transit taşımalarda gümrük veya geçiş işlemine muhatap olanlar, PTT İşletme Genel Müdürlüğü ve radyo ve televizyon kurumları, her türlü şans ve talih oyunlarını tertip edenler, 1 inci maddenin 3 üncü fıkrasının (c) bendine giren hallerde bunları tertipleyenler veya gösterenler, Gelir Vergisi Kanunu’nun 70. maddesinde belirtilen mal ve hakları kiraya verenler ve isteğe bağlı mükellefiyette talepte bulunanlardır.

II- Mükellefiyetin Başlamasında Genel Kural

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 153. maddesi gereğince; vergiye tabi ticaret ve sanat erbabı, serbest meslek erbabı, kurumlar vergisi mükellefleri, kollektif ve adi şirket ortaklarıyla komandit şirketlerin komandite ortakları işe başladıklarını vergi idaresine bildirmekle yükümlüdürler.

Genel kural bu olmakla birlikte, işe başladıklarını vergi dairesine bildirmeyen mükelleflerin bazı şartları taşımaları halinde işe başladıkları kabul edilmektedir.

Örneğin, muayenehane, yazıhane, atölye gibi özel iş yerleri açma; çalışılan yere tabela, levha gibi mesleki faaliyette bulunulduğunu ifade eden alametleri asma; her ne şekilde olursa olsun devamlı olarak mesleki faaliyette bulunduğunu gösteren ilanlar yapma ve serbest olarak mesleki faaliyette bulunmak üzere mesleki teşekküllere kaydolma gibi haller, serbest meslek erbabı için işe başlamayı göstermektedir.

İşe başladığını vergi idaresine bildirmekle yükümlü oldukları halde bildirmeyen mükelleflerin mükellefiyetleri, vergi idaresince yapılan tespit üzerine resen tesis edilmektedir.

III- Mükellefiyetin Sona Ermesinde Genel Kural

Gerçek kişi mükelleflerin mükellefiyet kayıtlarının sona ermesi, mükellefin kendi isteği ile işini terk ederek keyfiyeti vergi dairesine bildirmesi, mükellefin ölümü, gaiplik kararı, belli bir ticaret, sanat ve meslek icrasından sürekli mahrumiyet gibi hallerde mümkün olmaktadır.

Ticaret şirketleri açısından mükellefiyetin sona erdirilmesi ise tasfiye ve iflas hallerinde mümkündür. Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen işlemler yerine getirilmeden ve tasfiye veya iflasın sona erdiği tescil ve ilan edilmeden tasfiyenin sona erdiğinin kabul edilmesi ve şirketin tüzel kişiliğinin ortadan kaldırılması mümkün değildir.

IV- Vergi Mükellefiyetinin Resen Terkini

Gerçek ve tüzel kişi mükelleflerin mükellefiyet kayıtlarının sona erdirilmesinde genel kural kendilerinin bildirimde bulunmasıdır.

Bununla birlikte, faaliyetlerini uzun süreden beri bırakmış, ortakları dağılmış, ortaklığın feshine ve tasfiyesine karar verilmemiş, sorumlu ve muhatap tutulacak kanuni temsilci veya tasfiye memuru da bulunmayan, işlerini tamamen terk ettiği belirlenen ve vergiye tabi bir faaliyeti de tespit edilmeyen mükelleflerin, işi bırakma keyfiyetini vergi dairesine bildirmemiş olmaları nedeniyle, adlarına vergi tarh edilmesi ve ceza kesilmesi yoluna gidilmesi, Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinde ifadesini bulan, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin gerçek mahiyetinin esas olduğu ilkesi açısından sakıncalar doğurmaktadır.

Bu sakıncalı durumun önlenmesini teminen 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 160. maddesinde; 153. maddede yazılı mükelleflerden işi bırakanların keyfiyeti vergi dairesine bildirmeye mecbur oldukları, işi bırakma bildiriminde bulunmayan bir mükellefin işi bıraktığının tespit edilmesi veya yapılan araştırma ve yoklamalar sonucunda bilinen adreslerinde bulunamaması ve başka bir adreste faaliyetine devam ettiğine dair bilgi edinilememesi …….. halinde, mükellefin (matrahlı veya matrahsız beyanname verenler dahil) işi bırakmış addolunacağı ve mükellefiyet kaydının vergi dairesince terkin edileceği, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usulleri belirlemeye Maliye Bakanlığı’nın yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

Görüldüğü üzere, işini, faaliyetini terk ettiğini vergi idaresine bildirmeyen mükelleflerin mükellefiyetleri vergi dairesince resen terkin edilecek olup, yukarıda anılan yasal düzenleme ile resen terkine ilişkin Maliye Bakanlığı’na verilen yetkiye istinaden çıkarılan 1998/6, 2000/12 ve sonrasında da 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgeleri ile konuya ilişkin ayrıntılı açıklamalar yapılmıştır.

1998/6 ve 2000/12 seri nolu Uygulama İç Genelgelerini kaldıran 21.12.2004 tarihli 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi’nde; 31.07.2004 tarihinden önce ve bu tarihten sonra işini terk ettiği tespit edilen mükellefler hakkında yapılacak işlemler ayrı ayrı düzenlenmiş, buna göre 31.07.2004 tarihinden önce faaliyetini terk ettiği kanaat getirici vesikalarla tespit edilen mükelleflerin mükellefiyetlerinin bu tarih itibariyle, diğer durumlarda ise 31.07.2004 tarihi itibariyle resen terkin edileceği belirtilmiştir.

Asıl günümüz açısından sonuç doğuran 31.07.2004 tarihinden sonra işini terk ettiği tespit edilen mükellefler hakkında yapılacak işlemler bölümünde ise; ticari, zirai veya mesleki kazanç sahibi gerçek kişiler ve ortaklıklar ile tüzel kişi mükelleflerden, birbirini izleyen iki döneme ait katma değer vergisi beyannamesini vermeyenlerin işyeri ve ikametgah adreslerinde, ayrıca tüzel kişi mükelleflerin kanuni temsilcilerinin ikametgah adreslerinde, katma değer vergisi beyannamesi verilmeyen son dönemi izleyen ay içerisinde gerekli yoklama işlemlerinin yapılarak, ilgililerin işlerini ne zaman terk ettiklerinin, işyerinin yoklama tarihindeki durumunun, işyerinde başkaları faaliyet gösteriyorsa hangi tarihten itibaren orada faaliyet gösterdiklerinin, mükellefin mesleği ile ilgili teşekkül, birlik veya oda kayıtlarında yer alan bilgiler ile işyeri ve ikametgah adreslerinin bulunduğu yer muhtarlık kayıtlarının araştırılarak, adres değişikliği yapılıp yapılmadığı hususlarının tespit edileceği,  belirtilen araştırma ve yoklamaların tamamlanmasını takip eden otuz gün içinde mükellefin bilinen adreslerinde, dosyadan sorumlu servis şefinin de katıldığı ikinci bir yoklama yapılarak, ilgilinin bilinen adreslerinde bulunamadığını teyit eden bir yoklama fişinin tanzim edileceği, yapılacak araştırma ve yoklamalar sonucunda, işini terk ettiği tespit edilen, bilinen adreslerinde bulunamayan ve başka bir adreste faaliyetine devam ettiğine dair bilgi edinilemeyen mükelleflerin mükellefiyet kayıtlarının, ilgili müdür yardımcısının önerisi ve vergi dairesi müdürünün onayı ile terkin edileceği belirtilmiştir.

Resen terkin tarihinin tespitine ilişkin olarak da; işini terk ettiği tarih, Devlet veya Devlet güvencesinde tutulan kayıt ve siciller veya diğer kanaat getirici vesikalarla tevsik edilebilenlerin mükellefiyet kayıtlarının, bu olayın meydana geldiği tarihten itibaren; ticari, zirai ve mesleki kazanç sahipleri ile kurumlar vergisi mükelleflerinden, işini terk ettiği tarih kanaat getirici vesikalarla tespit edilemeyenlerin mükellefiyet kayıtlarının, ilk yoklamanın yapıldığı tarihten itibaren; gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı, ücret ve diğer kazanç ve iratlar nedeniyle mükellefiyet kaydı yapılanlardan, ilgili vergilendirme döneminde kazanç ve irat elde etmemiş olmaları veya elde ettikleri kazancın istisna sınırları içinde kalması ya da kazanç ve iradın elde edildiği kaynağı elden çıkarmış bulunanların mükellefiyet kayıtlarının, bu olayın meydana geldiği tarihi izleyen yılın başından itibaren terkin edileceği düzenlenmiştir.

Yukarıda ayrıntısına yer verilen yasal ve idari düzenlemeler uyarınca, faaliyetine son verdiği halde, genel kural gereğince bunu vergi idaresine bildirmeyen mükelleflerin vergi mükellefiyeti, vergi idaresince kendiliğinden, resen terkin edilecektir.

Burada asıl sorun, vergi idarelerince yapılacak resen terkin işlemlerinde, mükelleflerin resen terkin tarihinin belirlenmesine ilişkindir. Anılan işlemin gayri faal mükelleflerin, faaliyetini terk tarihinden sonraki bir tarih olarak belirlenmesi, mükellefler açısından vergisel ve cezai birçok sonuç doğuracaktır.

Uygulamada genellikle vergi idarelerinin anılan genelgedeki yoklamaları zamanında yapamadıkları ve çoğunlukla faaliyeti terk tarihinden uzun bir süre sonra yoklama yapıp, bu yoklama tarihi itibariyle mükellefiyetin resen terkini yoluna başvurdukları görülmektedir.

V- Vergi Mükellefiyetinin Resen Terkini Hususunda Vergi Yargısı Kararları

Gayri faal mükelleflerin vergi mükellefiyetinin resen terkininde, yukarıda bahsi geçen 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi uyarınca mı, yoksa bildirim yükümlülüğü bulunan vergi mükelleflerinin bu yükümlülüklerini yerine getirmemeleri nedeniyle vergi idarelerince yapılan tespit tarihi itibariyle mi mükellefiyetlerinin resen terkini gerektiği hususunda farklı kararlar mevcuttur.

Aydın Bölge İdare Mahkemesi’nce onanan Aydın Vergi Mahkemesi’nin 24.05.2011 tarih ve E:2011/658, K:2011/1294 sayılı kararında; “Olayda, davacı şirketçe en son 2004 yılı kurumlar vergisi, 2005/1-3. dönemi kurum geçici vergi ve 2005/2. dönemine ilişkin katma değer vergisi beyannamelerinin verildiği anlaşılmış olup, yukarıda alıntısı yapılan 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi hükümleri uyarınca, davacı şirket tarafından en son 2005/2. dönemine ait katma değer vergisi beyannamesinin verildiği dikkate alındığında, birbirini izleyen iki döneme ait (2005/3 ve 4. dönemler) katma değer vergisi beyannamesini vermeyen davacı şirketin işyeri ve ikametgah adreslerinde, ayrıca kanuni temsilcilerinin ikametgah adreslerinde, katma değer vergisi beyannamesi verilmeyen son dönemi izleyen ay içerisinde gerekli yoklama işlemleri yapılarak tutanak düzenlendikten sonra, belirtilen araştırma ve yoklamaların tamamlanmasını takip eden otuz gün içinde davacı şirketin bilinen adreslerinde, dosyadan sorumlu servis şefinin de katıldığı ikinci bir yoklama yapılarak, şirketin bilinen adreslerinde bulunamadığını teyit eden bir yoklama fişinin tanzim edilmesi ve işini terk ettiği tespit edilen davacı şirketin mükellefiyet kayıtlarının, ilgili müdür yardımcısının önerisi ve vergi dairesi müdürünün onayı ile terkin edilmesi gerekmektedir.

Uyuşmazlıkta ise, davalı idarece, uzun zamandır beyannamelerini vermeyen davacı şirket hakkında 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi gereğince yapılması gereken araştırmaların yapılmadığı anlaşılmış ve anılan genelge uyarınca, işini terk ettiği tarih diğer kanaat getirici vesikalarla tevsik edilebilenlerin mükellefiyet kayıtları, bu olayın meydana geldiği tarihten itibaren terkin edileceğinden, 18.07.2008 ve 29.07.2010 tarihli yoklama fişleriyle, davacı şirketin 10.08.2007 tarihi itibariyle gayri faal olduğunun tespit edilmesi karşısında, 10.08.2007 tarihi itibariyle davacı şirketin mükellefiyetinin resen terkin edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” denilerek, mükellefiyetin resen terkininde 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi hükümlerinin esas alınması gerektiğini belirtmiştir.

Yine Ankara 2. Vergi Mahkemesi’nin 10.01.2012 tarih ve E:2011/1073, K:2012/24 sayılı kararında; “Olayda, davacı şirketçe en son 2007 yılı kurumlar vergisi, 2007/10-12. dönemi kurum geçici vergi ve 2007/12. dönemine ilişkin katma değer vergisi beyannamelerinin verildiği anlaşılmış olup, yukarıda alıntısı yapılan 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi hükümleri uyarınca, davacı şirket tarafından en son 2007/12. dönemine ait katma değer vergisi beyannamesinin verildiği dikkate alındığında, birbirini izleyen iki döneme ait (2008/1 ve 2. dönemler) katma değer vergisi beyannamesini vermeyen davacı şirketin işyeri ve ikametgah adreslerinde, ayrıca kanuni temsilcilerinin ikametgah adreslerinde, katma değer vergisi beyannamesi verilmeyen son dönemi izleyen ay içerisinde gerekli yoklama işlemleri yapılarak tutanak düzenlendikten sonra, belirtilen araştırma ve yoklamaların tamamlanmasını takip eden otuz gün içinde davacı şirketin bilinen adreslerinde, dosyadan sorumlu servis şefinin de katıldığı ikinci bir yoklama yapılarak, şirketin bilinen adreslerinde bulunamadığını teyit eden bir yoklama fişinin tanzim edilmesi ve işini terk ettiği tespit edilen davacı şirketin mükellefiyet kayıtlarının, ilgili müdür yardımcısının önerisi ve vergi dairesi müdürünün onayı ile terkin edilmesi gerekmektedir.

Uyuşmazlıkta ise, davalı idarece, uzun zamandır beyannamelerini vermeyen davacı şirket hakkında 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi gereğince yapılması gereken araştırmalardan bir kısmının çok sonra (24.09.2009 ve 06.12.2010) yapıldığı anlaşılmış ve anılan genelge uyarınca, işini terk ettiği tarih diğer kanaat getirici vesikalarla tespit edilemeyenlerin mükellefiyet kayıtları, ilk yoklamanın yapıldığı tarihten itibaren terkin edileceğinden, davacı şirket hakkında yapılması gereken ilk yoklama tarihi (katma değer vergisi beyannamesi verilmeyen son dönemi (2008/1) izleyen ay içerisinde, en geç) 29.02.2008 tarihi itibariyle davacı şirketin mükellefiyetinin resen terkin edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” denilerek, mükellefiyetin resen terkininde 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi hükümlerinin esas alınması gerektiğini belirtmiştir.

Danıştay 3. Dairesi’nin 27.12.2012 tarih ve E:2010/7375, K:2012/4912 sayılı kararıyla onanan Aydın Vergi Mahkemesi’nin 30.07.2010 tarih ve E:2010/15, K:2010/1802 sayılı kararında da, “Bu durumda yukarıda yer verilen mevzuat uyarınca ulaşılan şirket ortağı ve/veya kanuni temsilcisi nezdinde yapılan ve/veya yapılacak yoklamalarda tüzel kişiliğin faaliyette bulunmadığının tespit edilmesi halinde davacı şirketin mükellefiyetinin 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi uyarınca kapsamında terkin edilmesi gerektiği açık olup, davacı şirket kanuni temsilcisi nezdinde 12.05.2009 ve 07.12.2009 tarihlerinde düzenlenen tutanaklar ile davacı şirketin 31.12.2007 tarihinden itibaren gayri faal olduğunun ve şirketin bilinen adresinde 17.11.2006 tarihinden itibaren başka bir firmanın faaliyet göstermekte olduğu hususlarının tespiti ve davacı şirket tarafından matrahlı olarak verilen son katma değer vergisi beyannamesinin 2006/12 dönemine ilişkin olduğu hususu göz önüne alındığında, davacı şirketin mükellefiyetinin aynı genelge uyarınca, kanaat getirici vesikalarla tevsik edilen işi terk tarihi olan 31.12.2007 tarihi itibariyle terkin edilmesi gerektiği açık olup, bu tarihten sonra Mal ve Hizmet Alışlarına İlişkin Bildirim” (Form Ba) ve “Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim” (Form Bs) verme yükümlülüğünden söz edilemeyeceğinden, dava konusu özel usulsüzlük cezalarında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” denilmiştir.

Öte yandan, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. Kurul’un 06.11.2013 tarih ve E:2013/19101, K:2013/21186 sayılı kararında; “İşi bırakmanın bildirilmesi ve vergi mükellefiyetinin terkini usulü 213 saylı Yasanın 160. maddesinde belirlenmiş olup; davacı şirketin, tasfiyeden vazgeçtiklerini 31.5.2011 tarihli dilekçeleri ile bildirmeleri nedeniyle bu tarih itibarıyla mükellefiyetinin devam ettiğinin kabulü gerekir.

İşi terkle ilgili bildirimin ve bu bildirim üzerine idarece yapılacak uygulamanın 213 sayılı Kanununun 160. maddesinde açıkça belirlenmişken; soruna Uygulama İç Genelgesiyle çözüm aranmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.” denilerek, vergi mükellefiyetinin resen terkin tarihinin belirlenmesinde 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilmiştir.

Yine Ankara 2. Vergi Mahkemesi’nin mükellefiyetin resen terkininde 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi’ni esas alarak verdiği 12.09.2012 tarih ve E:2011/1507, K:2012/1529 sayılı kararı “gerekçeli” onayan Danıştay 4. Dairesi’nin 09.12.2014 tarih ve E:2013/59, K:2014/8344 sayılı kararında; “Davalı İdarece davacının mükellefiyetinin 31.12.2010 tarihi itibarıyla kapatıldığı belirtilmiş ise de,  26.2.2011 ve 12.3.2011 tarihli yoklamalarda davacının adreste bulunamadığı, 1.10.2011 tarihli yoklamada 1.5.2010 tarihinden itibaren adreste başka bir mükellefin faal olduğunun, yapılan araştırmada davacının yaklaşık 10 yıl önce taşındığının beyan edildiği, 2.12.2011 tarihinde iki ayrı adreste  yoklamada, bu adreslerden birinde 31.12.2009’dan itibaren başka bir mükellefin faal olduğu, ondan önce de bir başkasının bulunduğu; diğer adreste ise 1.2.2008 tarihinden itibaren yine başka bir mükellefin bulunduğu hususları tespit edilmiştir.

Davacının, 30.11.2008 tarihinden itibaren hiçbir ticari faaliyette bulunmadığı yönündeki iddiası, davalı İdarece aksi yönde yapılmış bir tespitin bulunmaması, yapılan yoklamalara ilişkin tutanaklarda, şirketin hangi tarihten itibaren gayri faal durumda olduğuna dair herhangi bir tespite yer verilmemesi ve mükellefiyetin de İdarece re’sen sonlandırılmış olması karşısında, uyuşmazlık konusu dönemde davacı şirketin gayri faal olduğu sonucuna varılmıştır.

Buna göre, mükellefiyetinin geçmişe dönük olarak terkini gereken davacı şirket adına, uyuşmazlık konusu dönemlerde beyanname verme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle ceza kesilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Bu nedenle, davacının mükellefiyetinin 31.1.2009 tarihinden itibaren iptaline ve kesilen cezaların kaldırılmasına hükmeden Mahkeme kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.” denilerek, mükellefiyetin resen terkin tarihinin tespitinde, 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.

VI- Değerlendirilme ve Sonuç

Gayri faal mükelleflerin mükellefiyetlerinin resen terkininde farklı usuller mevcut olup, bunlardan 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi uyarınca, faaliyetini terk ettiği tarih kanaat getirici vesikalarla tevsik edilemeyenlerin, birbirini izleyen iki döneme ait katma değer vergisi beyannamesi vermemesi halinde, katma değer vergisi beyannamesi verilmeyen son dönemi izleyen ay içerisinde yapılacak yoklama tarihi itibariyle mükellefiyetin terkini usulü çok kabul görmemektedir.

Bu usul, idarenin uygulama iç genelgesiyle kendi kendine yüklediği bir yükümlülüğün sonucudur. Dayanağı ise 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 160. maddesidir. İlgili madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinde ifadesini bulan, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin gerçek mahiyetinin esas olduğu ilkesi açısından bu usulün tatbiki gereklidir.

Farklı kararlar mevcut olmakla birlikte vergi yargısı kararlarında ağırlıklı olarak, gayri faal mükelleflerin mükellefiyetinin resen terkin tarihinin tespitinde diğer bir usul, 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi uyarınca belli zamanlarda yapılması gerektiği belirtilen zorunlu yoklamalar dışında, vergi idaresinin herhangi bir tarihte yaptığı yoklamalar esas alınarak resen terk tarihinin belirlenmesi yoluna gidilmesidir.

Yoklama dışında mükelleflerin faaliyetini yürütebilmesi için zorunlu olan yasal ve fiili şartları taşımadıkları tarih itibariyle de mükellefiyetlerinin resen terkini yoluna gidilmesi gerektiği yönünde kararlar da mevuttur. Örneğin, avukatlık faaliyetinde bulunan şahsın barodan kaydının silindiği, restoran işletmeciliği faaliyetinde bulunan mükellefin restoranının çalışma izninin iptal edildiği tarih itibariyle mükellefiyetinin resen terkini gibi.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, faaliyetine son veren mükelleflerin, mükellefiyetlerinin terkinin de asıl olan bildirimde bulunmaları olmakla beraber, bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyenlerin mükellefiyetlerinin resen terkininde, vergi idaresinin  iç işleyişine ilişkin olarak çıkardığı 2004/13 seri nolu Uygulama İç Genelgesi’nde belirtilen kurallar çerçevesinde değil, vergi idaresince belli zamanlarla sınırlı olmaksızın yapılan yoklamalardaki tespitlerden veya bir mesleğin icrası için gerekli olan şartların kaybedildiği andan itibaren vergi mükellefiyetinin resen terkini yoluna gidildiği görülmektedir.

Eğer mükellef faaliyetine son verdiğiyle ilgili bir bildirimde bulunmamış ve vergi idaresince, mükellefin faaliyetine devam edip etmediği yönünde bir yoklama da yapılmamışsa ve faaliyetin devamı için gerekli olan koşulların yitirildiğine dair bir tespit de yoksa, mükellefiyetin devam ettiğinin kabulü gerekmektedir.

54321
(0 votes. Average 0 of 5)
Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir