Danıştay 3. Dairesi, esas kamu borçlusu olmayan kanuni temsilciler hakkında, şirketin vergi borçlarının güvence altına alınması amacıyla teminat isteme, ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk gibi koruyucu tedbirlerin uygulanamayacağına hükmetmiştir.
Bu tür tedbirlerin yalnızca verginin gerçek borçlusu olan tüzel kişilik hakkında uygulanabileceği; kanuni temsilcilerin ise ancak kamu alacağının kesinleşmesi ve şirket malvarlığından tahsil edilemediğinin ortaya konulması sonrasında sorumlu tutulabileceği açıkça vurgulanmıştır.
6183 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen teminat isteme, ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk işlemleri, kamu alacağının tahsilinden önce korunmasına yönelik tedbirlerdir.
Bu tedbirlerin muhatabı, kamu alacağının gerçek borçlusu olup; şirket tüzel kişiliği adına doğan borçlar bakımından kanuni temsilciler doğrudan muhatap değildir.
Konuyla ilgili Danıştay 3. Dairesi kararı aşağıdaki gibidir.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2024/3348
Karar No : 2025/2342
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Müdürlüğü/…
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Üçüncü Dairesinin bozma hükmü uyarınca verilen … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacının taşınmazlarına, bir dönem kanuni temsilcisi olduğu … Petrol İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin 2017 ve 2018 yıllarına ait muhtelif kamu alacağının güvence altına alınması amacıyla 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının 3. bendi uyarınca alınan … tarih ve … sayılı karar uyarınca uygulanan ihtiyati hacizlerin kaldırılması istemine ilişkindir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarihli ara kararı gereği dosyaya sunulan belgelerin incelenmesinden, davacının kaçması, mallarını kaçırması ve hileli yollara sapması ihtimaline ilişkin davalı idarece yapılmış hukuken itibar edilebilecek herhangi bir tespit bulunmadığı ve bu hususa dair bilgi ve belgenin dosyaya sunulmadığı dikkate alındığında, 6183 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının 3. bent hükmü uyarınca ihtiyati haciz uygulaması için yeterli sayılamayacağından dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle ihtiyati hacizler kaldırılmıştır.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı hakkında kamu alacağının korunması amacıyla 6183 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri uyarınca başkanlık makamının onayıyla ihtiyati haciz işleminin tesis edildiği, davacı iddialarının yasal dayanağının bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacının bir dönem kanuni temsilcisi olduğu … Petrol İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin 2017 ve 2018 yıllarına ait muhtelif kamu alacağının güvence altına alınması amacıyla 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının 3. bendi uyarınca alınan ihtiyati haciz kararına dayanılarak uygulanan ihtiyati haczin kaldırılması istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır
İLGİLİ MEVZUAT:
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde, borçlu kaçmışsa veya kaçması, mallarını kaçırması ve hileli yollara sapması ihtimalleri varsa hiçbir müddetle mukayyet olmaksızın alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun kararıyla, haczin ne suretle yapılacağına dair olan hükümlere göre derhal ihtiyati haciz tatbik olunacağı hüküm altına alınmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
6183 sayılı Kanun’un “Amme Alacaklarının Korunması” başlıklı ikinci bölümünde yer alan teminat isteme, ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk işlemleri, icrai muamelelere başlamadan önce tahsile konu kamu alacağının tehlikeye girmesini engellemeye yönelik işlemlerdir. Kamu alacağının cebren tahsil ve takibiyle ilgili olmayıp korunmasına yönelik bu işlemlerin asıl muhatabı ise kamu alacağının gerçek borçlusu, diğer bir ifade ile verginin mükellefi veya sorumlularıdır.
Bu nedenle, esas kamu borçlusu olmayan tüzel kişiliğin kanuni temsilcileri adına teminat isteme, ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz gibi kamu alacağının korunmasına yönelik tedbirlerin uygulanması söz konusu olmayacaktır.
Tüzel kişilerin kanuni temsilcilerinin ancak kesinleşen ve tüzel kişiliğin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarından dolayı sorumlu tutulabilecekleri ve haklarında şirket borçlarıyla ilgili olarak ancak bu aşamada ihtiyati haciz gibi kamu alacağının korunmasına ilişkin bir işlemin uygulanabileceği dikkate alındığında, davacının taşınmazlarına, kanuni temsilcisi olduğu şirket tüzel kişiliğinin vergi borçları nedeniyle uygulanan ihtiyati haczin hukuka uygun olduğundan söz edilemeyeceğinden Vergi Mahkemesince yazılı gerekçeyle kaldırılmasına ilişkin karara yöneltilen istinaf başvurusunun reddine dair Vergi Dava Dairesi kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Vergi Dava Dairesi kararına yöneltilen TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE,
2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ilgili Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 16/05/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
Bu kararın şirketler açısından önemi
- Yönetim kurulu üyeleri ve kanuni temsilciler açısından kişisel malvarlığının korunması bakımından güçlü bir emsal oluşturur.
- Vergi idaresinin uygulamada sıkça başvurduğu ihtiyati haciz ve teminat taleplerine karşı hukuki sınırları netleştirir.
- Grup şirketleri ve üst düzey yöneticiler için risk yönetimi ve hukuki güvenlik açısından kritik bir karardır.